Boşanma Davalarında Hukuka Aykırı Delil

2022-01-26T11:40:55+00:00 26 Ocak 2022|

 HEMEN İLETİŞİME GEÇMEK İÇİN: 0 541 485 92 48

BOŞANMA DAVALARINDA HUKUKA AYKIRI DELİL

Ceza yargılamasında hukuka aykırı deliller nelerdir?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu 2011 yılında yürürlüğe girmeden önce HUMK’da hukuka aykırı delillerle ilgili bir düzenleme mevcut değildi. Anayasa’nın 36. Ve 38.maddelerinde  ise hukuka aykırı delillerin yargılamaya getirilemeyeceği düzenlenmişti.

Hak arama hürriyeti Madde 36 – Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.16 Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Suç ve cezalara ilişkin esaslar Madde 38 – (Ek fıkra: 3/10/2001-4709/15 md.) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.

Boşanma davalarında Yargıtay’ın hukuka uygun ya da aykırı bulduğu deliller nelerdir?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13.maddesine göre temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanabilir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nunda hangi durumlarda dinleme kararı verebileceği, hangi suçlar için haberleşme hürriyetine müdahale edilebileceği ve bu müdahalenin ancak hakim kararı ile yapılabileceği düzenlenmiştir. Hukuk yargılamasında ise böyle bir düzenleme bulunmamaktadır. İletişimin tespiti talepleri kişilerin hem haberleşme hürriyetlerine hem de özel hayatlarına müdahale niteliğindedir. Bir kişinin saat kaçta kiminle görüştüğünün öğrenilmesi çok basit görünse de Anayasada düzenlenen haberleşme hürriyetinin ihlal edilmesi anlamına gelir. Burada tartışılan konu boşanma davalarında kişilerin hürriyetlerinin nerede başlayıp nerede biteceğidir. Bir görüşe göre; boşanma davalarında, kişilerin ayrı ayrı, bireysel hakları yoktur, ailenin hakları vardır. Diğer bir görüşe göre ise Anayasa’da düzenlenen hakların ve özgürlüklerin sınırlanması bakımından dışarıdaki herhangi iki kişinin ve eşlerin birbirinden bir farkı bulunmamaktadır.

Yargıtay’a göre evlenmenin, sosyallik ve cinsellik, üreme olmak üzere iki amacı vardır. 2014 tarihinde Ceza Kanunu değiştirilerek eşler arasında zorla cinsel ilişkinin kurulması tecavüz kabul edildi. Burada temel alınan şey eşlerden birinin Anayasa’da düzenlenen vücut bütünlüğünün korunmasıdır. Kanun koyucunun böyle bir değişikliğe gitmesi bireyin Anayasa’da düzenlenen temel haklarının aile birliğinden daha önemli olduğunu kabul ettiği şeklinde yorumlanabilir. Eşlerden birinin diğeriyle cinsel birliktelik kurmaktan kaçınması Yargıtay içtihatlarına göre net bir şekilde boşanma sebebidir.

Örnek vermek gerekirse; eşler akşam yemeklerini yedikten, kitaplarını okuduktan sonra uyuyacakları zaman eşlerden biri üzerini değiştirmiş ve arabanın anahtarını yanına almıştır. Diğer eş nereye gittiğini sorduğunda dışarı çıkacağını, biraz dolaşacağını söylemiştir. Burada evde kalan eşin, diğer eşin dışarıya çıkmasını engellemek için üzerine kapıyı kilitleyebilir mi sorusu karşımıza çıkıyor. Bir görüşe göre; evde kalan eş dışarıya çıkmak isteyen eşinin bu isteğini, seyahat özgürlüğünü kısıtlayamaz. Evde kalan eş dışarıya çıkan eşin üzerine kapıyı kilitlediği anda ceza hukuku anlamında hürriyeti tahdit suçunu işlemiş olur. Fakat gece dışarı çıkıp ertesi günü eve gelen eş kusurlu davranışıyla boşanmaya sebep olmuş olur, bu davranışı güven sarsıcı davranış olarak kabul edilir.

Bir kişinin diğerinin sesini izinsiz olarak kaydetmesi hukukumuzda suç olarak düzenlenmiştir. Ceza Kanunu’muzda hırsızlık suçunun belirli akrabalara karşı işlenmesi halinde bu suç cezalandırılmamaktadır. Ancak haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun düzenlendiği Türk Ceza Kanunu’nun 132.maddesinde eşlere yönelik böyle bir istisna tanınmamıştır. Bu da bize kanun koyucunun iradesinin eşlerin de birbirlerinin haberleşmelerinin gizliliğini ihlal etmemesi gerektiği yönünde olduğunu göstermektedir.

Hukuk yargılamasında iddiasını ispatla yükümlü olan kişi iddiasını hukuka uygun araçlarla ispatlamak durumundadır. HMK’nın yürürlüğe girdiği kadar hukuk yargılamasında hukuka aykırı delil kavramı kanunlarda kendine yer bulamamış ancak Yargıtay içtihatlarında çok az da olsa tartışılmıştı. Usul hocalarınca hukuka aykırı delil zehirli ağaç olarak nitelendirilmektedir. Yani bir delil hukuka aykırı olarak elde edildiyse buna dayanılarak elde edilen delil de hukuka aykırıdır, zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir.

Yargıtay son zamanlarda hukuka aykırı delil kavramını kabul etmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle hukuka aykırı delil kavramı kendisine kanunda yer edinmiştir. Kanunun 189/2  maddesinde “Hukuka aykırı olarak elde edilen deliller mahkeme tarafından dikkate alınamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Kanunun gerekçesinde de, ispat hakkının hukuki çerçevesi çizilmiş, bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması esası getirilmiştir. Fıkrada öngörülen düzenlemeye göre hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında esas alınamayacağı düzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkemece re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne suretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Anayasa’da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kullanılamayacağı düzenlenmişken, bu kanunda hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından dikkate alınmayacağı belirtilmiştir ki, kanundaki düzenleme bu haliyle Anayasa’dakinden daha geniştir. Şöyle ki, delilin sadece kanuna değil hukuka aykırı olması da yeterlidir. Hukuka aykırı delilin toplanması istenmişse de hakim bu delilin toplanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek tarafın talep ettiği bu delili toplamaması gerekir.

Hukuka aykırı delil hukuk yargılamasında sıklıkla boşanma davalarında karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte ceza ve hukuk yargılamasındaki deliller çeşitlenmiştir. Senet, tanık, bilirkişi incelemesi, yemin gibi klasik deliller arasına bir çok delil çeşidi eklenmiştir. Sistemimizde delil serbestisi kabul edildiğinden kanunda yazılmayan bu delillerin mahkeme tarafından kabul edilmemesi gibi bir ihtimal de yoktur.

Tarafların hukuk yargılamasında kullanacakları ispat vasıtalarının hukuka uygun ve hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması gerekir. Bireyin vücuduna, özel hayatına, haberleşme hürriyetine, konutuna dokunulamaz. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delil mahkemeye ibraz edilirse mahkemece dikkate alınamaz ve değerlendirilemez. Bu bağlamda hukuka aykırı delillerin toplanması mahkemeden de istenemez.

Hukuka aykırı delillerin dosyalara itirazı iki şekilde olabilir. Tarafların kendisi delilleri mahkemeye ibraz edebilir. Örneğin; karşı tarafın ses kaydı, görüntüsü. Taraflar mahkemeden toplanmasını isteyebilir. Örneğin taraflar iletişimin tespitini, karşı tarafın ülkeye giriş çıkış kayıtlarını, otel kayıtlarını mahkemeden istiyor. Mahkemede ilgili kurumlara müzekkere yazarak istenen bu delilleri topluyor. Tarafların delil ibrazını mahkemenin kontrol etmesi mümkün değildir. Taraflar topladığı delilleri dava dilekçesinde ya da delil listelerinde mahkemeye ibraz edebilir. İbraz konusunda hakimin bir kontrol yükümlülüğü yok ancak dosyaya ibraz edilen delilin hukuka uygun olup olmadığını, hukuka uygun olarak toplanmamışsa yargılamada kararını verirken bu delili dikkate almaması gerekir.

Asıl sorunlardan biri de hukuka aykırı delillerin hakim aracılığı ile toplanmasıdır. Bunların en çarpıcı örneği iletişimin tespitinin talep edilmesidir. Boşanma davalarının neredeyse hepsinde taraflar karşılıklı olarak iletişimin tespitini istemektedir. Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’ne göre eşlerden birinin karşı bir cinsle uygunsuz zamanlarda, sık sık yaptığı görüşmeler güven sarsıcı davranış olarak kabul edilmektedir. Taraflar geçmişe dönük olarak birbirlerinin kimlerle görüştüklerini, ne kadar süreyle görüştüklerinin tespiti için mahkemelerden talepte bulunmaktadır. Mahkemelerin çoğu da tarafların bildirdiği telefon numaralarını hiçbir araştırma yapmadan ilgili GSM operatörüne müzekkere yazarak iletişimin tespitinin gönderilmesini istemektedir. Mahkemelerin tarafların delil listelerinde belirttiği 3.kişilerin iletişiminin tespiti talebini bile kabul edip bu delili topladığı durumlara da zaman zaman rastlanmaktadır. Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin iletişiminin tespitini hukuka aykırı delil olarak nitelendirdiği bir kararı ise bulunmamaktadır.

Dava dışı üçüncü şahısların telefonlarının iletişiminin tespitinin de istendiği görülmektedir. Bu kesinlikle mümkün değildir. Mahkemeler bu talebi reddetmeli, mahkeme bu doğrultuda bir müzekkere yazsa bile GSM operatörlerinin bu müzekkerelerin gereğini yerine getirmemesi gerekir. Zaman zaman mahkemelerden diğer eşin birlikte olduğu düşünülen şahısla otelde kalıp kalmadığı da sorulabiliyor. Bu tür uygulamalar üçüncü şahıslar açısından tamamen hukuka aykırıdır. Taraflar üçüncü şahıslar hakkında böyle bir talepte bulunsa bile bu delillerin hukuka aykırı olacağı belirtilerek mahkemece kabul edilmemesi gerekir.

2002 yılında Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği Günlük Kararı’nda, bir boşanma davasında koca eşinin günlüğünü mahkemeye delil olarak sunmuş ve bu delilin hukuka aykırı delil olarak kabul edilip edilmeyeceği Hukuk Genel Kurulu’nda tartışılmıştır. Somut olay değerlendirildiği zaman, kadının kayınbiraderiyle bir ilişkisi olduğu ve bu ilişkisini günlüğüne yazdığı, kocanın da evde günlüğü bulup delil olarak mahkemeye sunduğu görülmüştür. Kadın da günlüğün veya yazının kendisine ait olmadığını ileri sürmemiş fakat bu delilin hukuka aykırı delil olduğunu ileri sürmüştür. Genel Kurul tartışmanın sonucunda günlüğün tarafların müşterek yaşadıkları ortak konutta bulunmasından ve kocanın günlüğü kolayca bulunabilecek bir dolapta bulması nedeniyle delili getiren tarafın bu delili elde etmek için hukuka aykırı bir davranış sergilemediği sonucuna varmıştır. Genel Kurul kararından boşanma davasının devamı esnasında kadının başka bir evde yaşaması ve kocanın, kadının rızası dışında konut dokunulmazlığını ihlal ederek eve girip dolapları, çekmeceleri karıştırıp bu delili elde etseydi bu delilin hukuka aykırı olacağı anlaşılmaktadır.

Hukuka aykırı delil kavramının özel hukukta kabul edilmemesi nelere yol açabilir? Ceza yargılamasında hukuka aykırı delil kavramı en çok işkenceyle alınan ifadelerde tartışılmıştır. İşkenceyle elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu kabul edilir, eğer bu deliller hukuka uygun kabul edilirse işkencenin önü açılmış olur. Hukuk yargılaması açısından ise örneğin, kocanın boşanma davasında eşinin başına silahı dayayıp bir itiraf yazdırmasının ve bunun yargılamada delil olarak kullanılması mümkün hale gelir. Özellikle zina konusunda eşlerin bunu nasıl ispat edeceği büyük bir soru işaretidir. Ancak ceza yargılamasındaki en ağır suçlardan olan adam öldürmede bile hukuka aykırı delilin kullanılamayacağı düşünüldüğünde boşanma davasında da ne olursa olsun hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağı kabul edilmelidir.

Tesadüfi elde edilen deliller ise Yargıtay 2.Hukuk Dairesi bakımından kısmen hukuka uygun kabul edilmektedir. Tesadüfi elde edilen delillere çocukların güvenliği için eve yerleştirilen kamerayla eşlerden birinin kusurlu davranışının kaydedilmesi örnek verilebilir. Bu delillerin kullanılabilmesinin sebebi delilin elde edilmesi için hukuka aykırı bir davranışta bulunulmamasıdır.

Hukuka aykırı delilin kullanılmasının önlenmesi için neler yapılmalıdır? Aslında hukuka aykırı delilin dosyada bulunması da özel hayatın gizliliğini ihlal etmektedir. Burada delilin dosyada saklanması ya da çıkarılması şeklinde düzenleme yapılabilir. Doktrindeki ağırlıklı görüş hukuka aykırı delillerin de dosyada saklanması yönündedir. Hakimin hukuka aykırı gördüğü delili dosyadan çıkararak taraflara iade etmesinin sakıncaları vardır. Şöyle ki;  bu delilin hukuka aykırı olduğu ilk derece mahkemesi hakiminin takdiri de olabilir, bu delilin denetlenmesi de gerekebilir bu durumda da üst mahkeme o delili görmeden hukuka aykırı olup olmadığını tespit edemeyecektir. Dolayısıyla karar kesinleşinceye kadar hukuka aykırı delil dosyada saklanmalı yalnız karar verilirken bu delil dikkate alınmamalıdır. Dosyada saklanmasının mahsuru da mahkeme kasasında saklanarak giderilebilmektedir. Müvekkillerimizin aleyhine bir hukuka aykırı delil dosyaya sunulduysa mahkeme bunu re’sen yapmadıysa bile bunun mahkeme kasasında saklanması mahkemeden talep edilmelidir. Karar verilmişse bu deliller özel bir zarf içerisinde dosyaya eklenerek üst mahkemeye gönderilir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2015 tarihli bir kararında davacı erkek tarafından sunulan ses kayıtlarına ilişkin CD’nin kadının özel hayatının gizliliğinin ihlal edilmesi suretiyle hukuka aykırı bir yoldan elde edildiği anlaşılmaktadır. Hukuka aykırı delil hükme esas alınamaz. Kadının boşanmayı gerektirecek başka bir kusurlu davranışı da kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin temelden sarsılmasına sebep olan olaylarda tamamen kusurlu olan erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru değildir denmiştir. Boşanma davasında en çok ibraz edilen hukuka aykırı deliller ses kayıtları ve görüntü kayıtlarıdır. Birinin bir başkasının sesini ve görüntüsünü izinsiz kaydetmesi suç olarak düzenlenmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2013 tarihli bir kararında ise koca eşinin kullandığı telefona casus program yükleyerek onun konuşmalarını ve mesajlarını kaydetmiş ve bunları delil olarak mahkemeye ibraz etmiştir. 2013 yılında 2.Hukuk Dairesi tarafından bu delil hukuka uygun bulunmuştur fakat dairenin yeni uygulamaları farklılık göstermektedir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2010 tarihli bir kararında aynı iş yerinde çalışan bir başka erkekle telefonla görüşme, mesaj gönderme ve bu kişinin arabasına binmiş olma zinaya delalet eden davranış niteliğinde değildir, zina sübut bulmamıştır şeklinde tespitler yapılmıştır. Burada bir başka erkekle telefonla görüşme durumu muhtemelen iletişimin tespiti yoluyla saptandığından hukuka aykırı delilin tartışılması gerekirdi. Fakat Yargıtay bu kararında hukuka uygun- aykırı delil tartışması yapmamıştır.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2011 tarihli kararında kadının bir başka erkekle cep telefonu ile konuştuğu ve mesajlaştığı toplanan delillerle ve dinlenen tanık beyanları ile anlaşıldığından gerçekleşen bu eylem koca bakımından evlilik birliğini çekilmez hale getirse de haysiyetsiz yaşam sürme olarak değerlendirilemez denmiştir. Burada da cep telefonuyla görüşme muhtemelen iletişimin tespiti yoluyla ispatlanmış fakat hukuka aykırı delil tartışması yapılmamıştır.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2019 tarihli bir kararında davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıalarının taraflar arasında geçen telefon görüşmesinin kaydedilmesi suretiyle oluşturulan ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına dayandığı görülmüştür, HMK m.189/2’ye göre hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Taraflar arasında geçen bir konuşmanın davacı kadınca erkeğin bilgisi olmaksızın kayda alınması hukuka aykırı olduğundan bu ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına da itibar edilemez.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2020 tarihli bir kararında da nasıl ve hangi koşullarda elde edildiği belirli olmayan ses kayıtları hukuka aykırı delil olarak değerlendirilmiş ve kayıtlarda yer alan hakaret, kovma gibi hususlar hükme esas alınamaz denilmek suretiyle BAM tarafından kusur düzeltilmesi yapıldığı halde kararın hüküm kısmında tarafların kusuruna yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi doğru değildir denmiştir. Buradan anlaşılması gereken ses kaydını ibraz eden tarafın bu delilin nasıl ve ne şekilde elde ettiğini de açıklığa kavuşturması, delilin elde edilişinde hukuka aykırı bir davranışta bulunulmadığını ispatlaması gerektiğidir.

 Ses kaydı içeren cd şeklindeki delil hukuka aykırı mıdır?

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2020 tarihli bir başka kararında mahkemece davacı/k.davalı kadın tarafından dosyaya delil olarak sunulan CD hükme esas alınarak davalı/k.davacı erkeğe sadakatsiz davrandığı vakıası kusur olarak yüklenmiş ise de CD’nin erkeğin özel hayatının gizliliği ihlal edilmek sureti ile hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşıldığından hukuka aykırı delil hükme esas alınamaz denmiştir. CD’nin hukuka aykırı delil olması sebebiyle davalı/k.davacı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış vakıasının kusur olarak yüklenmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiş denmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2020 tarihli bir başka kararında itiraz üzerine inceleme yapan BAM, kadının annesiyle yaptığı telefon görüşmelerine ilişkin ses kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğinde olduğundan hükme esas alınamayacağı açıktır. Bu durumda evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda erkek tamamen kusurlu olup kadının kusurlu olduğu ise kanıtlanamamıştır. Kaydın kadının rızası dışında alınmış olması, ilgili konuşma kayıtlarını kabul etmemiş bulunması ve açıkça hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu sabit görülerek bu kayıt delil olarak değerlendirilmemiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2019 tarihli bir kararında davalı kadına yüklenen sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış fiilinin ispatında kullanılan ve dedektif tarafından çekilen fotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olması nedeniyle kusur belirlemesinde esas alınamaz denmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2018 tarihli bir kararında kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış sergilediği kabul edilmiş ise de erkeğin aynı ortamda bulunan kişilerin haberi olmaksızın yaptığı ses kayıtları, CD içerikleri hukuka aykırı delil niteliğinde olup kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağı söylenmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2018 tarihli bir kararında davacı kadının sunduğu ses kayıtlarının erkeğin özel hayatını ihlal etmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşıldığından hükme esas alınamayacağı söylenmiştir.

Yargıtay’ın bir kararında da davalı/k.davacı erkeğe yüklenen eşini tehdit etme vakıasını ise davacı/k.davalı kadının taraflar arasında geçen konuşmayı erkeğin haberi olmaksızın kayıt yapılması suretiyle oluşturulan ses kaydına dayandırıldığı, ancak elde edilen bu kaydın hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu ve kusur belirlemesine esas alınamayacağı belirtilmiştir.

Casus program vesilesi ile elde edilen deliller hukuka aykırı mıdır?

Yargıtay’ın casus programla ilgili bir kararında ise davacı/k.davalı erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı delil olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında bu delil hukuka aykırı nitelikte olduğundan kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve kadına kusur olarak yüklenemez denmiştir.

Yargıtay’a göre, erkek tarafından kadının aracına takip cihazı yerleştirilmesi, casus yazılım yüklenmesi hukuka aykırı delil niteliğindedir ve hükme esas alınamaz.

Yargıtay’ın 4.Hukuk Dairesi’nin 2019 tarihli kararında Ankara’da iki kişi arasında yapılan bir görüşmede bu görüşmeyi yapan taraflardan biri üçüncü kişiye küfretmiştir. Bu iki kişi arasında yapılan görüşmeler de kaydedilmiş ve sonrasında bu görüşme Youtube’da yayınlanmıştır. Bu görüşme internette yayılınca kendisine küfredilen üçüncü kişi kendisine küfür edildiğini öğrenmiş ve tazminat davası açmış, davada da kendisinin bu delili elde etmek için hukuka aykırı bir davranış sergilemediğini öne sürmüştür. Daire bu delilin de hukuka aykırı delil olduğunu kabul etmiş, davacının hukuka aykırı bir davranışı olmasa delilin ilk elde ediliş biçiminin hukuka aykırı olduğundan dolayı hükme esas alınamayacağını belirtmiştir.

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin bir kararında dava yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkindir. Aylık 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği, davalının Erkan isimli kişiyle evliymiş gibi yaşadığını, davalının internet ortamında yayınladığı resim ve videolarda fiili evliliğin tespit edildiği ileri sürerek davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılması talep edilmiştir. Mahkemece CD kayıtları ve dinlenen tanık beyanlarıyla nafaka alacaklısı olan davalının kısa bir süre de olsa evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi beraberlik yaşadığının ispatlandığı TMK 176/3.maddesinde yer alan koşulların oluştuğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile davalı lehine bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. 3.Hukuk Dairesi’nin önüne gelen bu kararda mahkeme kararında gerekçe olarak dayanılan nafaka yükümlüsü tarafından Facebook ve Whatsapp’tan alındığı iddia edilen delilin hukuken geçerli ve hükme esas alınacak bir delil niteliğinde olmadığının belirlenmesi gerekmektedir denmiştir. Daire HMK’da yer alan  hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz düzenlemesini hatırlatmış, somut olayda toplanan delillerin birlikte değerlendirilmesinin nafaka alacaklısı olan davalının tanık olarak dinlenen şarkıcı A.’ya ait şarkının klip çekimi nedeniyle Erhan isimli oyuncuyla birlikte yer aldığı çekim görüntülerinin nafaka yükümlüsü tarafından hukuka aykırı şekilde elde edildiğini belirterek Facebook ve Whatsapp üzerinden elde edilen delilleri hukuka aykırı kabul etmiştir. Aslında, şahıs üçüncü şahıslara açık sosyal medya hesabında bu görüntüleri paylaşmışsa diğer taraf bu delili kullanabilmelidir.

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi yoksulluk nafakası ile ilgili bir başka kararında somut olayda kadının rızası dışında Facebook’tan alınan ve delil olarak dosyaya sunulan fotoğrafların yasal delil olarak değeri tartışılıp değerlendirmeksizin hükme esas alınması doğru bulunmamıştır diyerek kararı bozmuştur.

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi sebepsiz zenginleşme davasında mahkemece hükme esas alınan ses kaydının davacının rızası dışında oluştuğundan bu durumun Ceza Mahkemesi kararıyla da belirlendiğinden usulsüz olarak yaratılmış bu delilin hükme esas alınamayacağını belirtmiştir.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi bir kararında evin birinde dışarıyı gözetleyen güvenlik amacıyla takılan kameranın sokakta iki kişi arasında geçen bir olayda daire, o kameranın amacının sadece o evin sahibinin güvenliği için konulduğunu belirterek bu kayıtların delil olarak kullanılamayacağını belirtmiştir.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesi’nin 2014 tarihli bir başka kararında bir milletvekili bir ilçe başkanını arayarak küfür edip, istifaya zorlamıştır. Karardan anlaşıldığı üzere de ilçe başkanı bu görüşmeyi kayıt altına alıp dava açmıştır. Daire bu olayda bu kaydı hukuka uygun kabul etmiştir. Bu kaydın hukuka uygun kabul edilmesinin sebebi ilçe başkanının bu delili elde etmek amacıyla önceden bir kurgu, plan yapmamasıdır. Ceza Genel Kurulu’nun da kararları buna paraleldir.

İş davalarında ve genel mahkemelerde hukuka uygun ve aykırı deliller nelerdir?

Yargıtay 9.Hukuk Dairesi iş davalarına bakmaktadır. Somut olayda şirket, çalışanına bir bilgisayar vermiştir, çalışanına verdiği bilgisayar üzerinde yaptığı bir incelemede çalışanın şirket aleyhine başkalarıyla konuşmalar yaptığını tespit ederek çalışanın iş akdini feshetmiştir. İşçilik haklarından doğan alacak davaları sırasında işveren bilgisayar üzerinde yaptırdığı inceleme kayıtlarını sunmuş, 9.Hukuk Dairesi de bu kayıtları hukuka uygun delil olarak kabul etmiştir. Dairenin bu kayıtları hukuka uygun delil kabul etmesinin gerekçesi işçinin bilgisayar üzerinde özel işlerini yapamayacak olması; işverenin, işverene ait bilgisayar üzerinde her türlü incelemeyi yaptırma hakkına sahip olmasıdır.

Facebook ve whatsapp üzerinden elde edilen deliller hukuka aykırı mıdır? Boşanma davalarında delil olarak kullanılabilir mi?

Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin bir kararına yansıyan somut olayda işçiler arasında bir Whatsapp grubu bulunmaktadır. İşçiler bu Whatsapp grubunda işveren aleyhinde sözler sarfetmişlerdir. İşveren de bunu öğrenmiş ve işçilerden birinin üzerinde baskı uygulayarak diğer işçinin kendisi aleyhinde yazdıklarını tespit ederek açılan iş davasında bunu delil olarak sunmuştur. Daire bu delilin hukuka aykırı olarak elde edildiğine kanaat getirmiştir gerekçesi de işverenin, işçilerden birinin elindeki telefonu baskı kurarak alması ve davalı tarafı olan işçinin yazışmalarını tespit etmesidir.

 HEMEN İLETİŞİME GEÇMEK İÇİN: 0 541 485 92 48

Hemen Arayın
Whatsapp