Vasıtasız temsil olarak da bilinen doğrudan temsilde, temsilci temsil edilenin adına ve hesabına işlem yapmaktadır. Temsilci tarafından gerçekleştirilen hukuki işlemin bizatihi sonuçları temsil olunanın üzerinde doğmaktadır.

Doğrudan doğruya temsil, Türk Borçlar Kanunu’nun 32-40 maddeleri arasında düzenlenmiş olup bu temsil türünde 2 ayrı işleme gerek duyulmadan doğrudan doğruya temsil olunan ad ve hesabına işlem yapılır. Bu aşamada üçüncü kişi ise mevcut işlemin temsilci aracılığı ile temsil olunan ad ve hesabına yapıldığını da bilmektedir. Bu sebeple üçüncü kişi temsile konu işlem için doğrudan temsil olunana başvurabilir.

TBK MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar.

Doğrudan doğruya temsilin varlığından bahsedilebilmesi için 2 şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bunlardan ilki;

 1- Temsil Yetkisinin Temsilciye Verilmesi:

Mevcut yetki, temsil olunan tarafından temsilciye varması gerekli ve yeterli bir irade beyanı yöneltmesiyle verilmiş olup bu yetki kabule bağlı değildir. Bu irade beyanı temsilcinin hukuki alnına girmesiyle o kişi temsilci olacaktır. Burada temsilcinin temsil yetkisi kanundan ya da temsil olunanın iradesinden doğmuş olabilir.[1]Gerçekten de, velayet altından ki küçükler ile kısıtlanmış olanları temsil eden kimselerin temsil yetkisi, kanundan doğmaktadır.[2]

a- Temsil Yetkisinin Verilmesinde Ehliyet:

Diğer hukuki işlemlerde olduğu gibi burada da ehliyete ilişkin genel kurallar uygulanmaktadır. Diğer bir deyişle, temsil yetkisini verecek olan temsil olunanın tam ehliyetli olması gerekmektedir. Tam ehliyetli kavramı Türk Medeni Kanunu’nun 10. maddesi ile hüküm altına alınmakla birlikte bu madde kapsamına girmeyen, tam ehliyetli olmayan kimseler tek başlarına yapabilecekleri işlerin dışında kalan işlemlere ilişkin temsil yetkisini ancak kanuni temsilcilerinin rızasıyla verebilirler. Temsil olunan ayırt etme kudretine sahip değilse temsil yetkisi batıldır. Temsil yetkisi verilen temsilcinin ise, ayırt etme gücüne sahip olması yeterlidir.[3]

Hukuki işlem temsilcinin ad ve hesabına yapılmadığından yani temsilci borç altına girmediğinden temsilcinin tam ehliyetli olması şart değildir. Yukarıda da değinildiği üzere temyiz kudretine sahip olması yeterlidir.

Temsilcinin temsil yetkisini kullanırken açıkladığı irade beyanındaki bozukluklar hukuki işlemi sakatlayabilir bu sebeple temsilcinin ehliyeti yapılacak olan hukuki işlemler ve dahi temsil olunan için çok büyük önem arz etmektedir.

b- Temsil Yetkisinin Verilmesinde Şekil:

Temsil olunanın temsilciyi yetkilendirmeye ilişkin hukuki işlemin aslen şekle tabi değildir. Bu sebeple yetki sözlü olarak ve yazılı olarak verilebilir. Her ne kadar öğretideki hakim görüş temsilcinin yapacağı hukuki işlemin şekle tabi olmasına rağmen, temsil yetkisi veren beyanın şekle tabi olmadığı yönünde olsa bile 1512 Sayılı Noterlik Kanunu’nun 89. maddesi “Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekâletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış vaadi, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler Noterlik Kanunu m. 84-89 arasında bahsedilen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenirler” şeklindedir. İspat şekli bakımından ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 200. maddesi uygulanma alanı bulmaktadır.

2- Başkası Adına Hareket Edildiğinin Açıklanması:

Kurulan temsil ilişkisinin geçerlilik arz etmesi her şeyden önce temsilcinin, temsil olunan adına ve hesabına hareket etmesine bağlıdır. Temsilci, temsil iradesi ile hareket ettiği halde hukuki işlemi yaparken bu sıfatını karşı tarafa bildirmemiş ise sözleşmenin alacak ve borçları kendisine ait olur.[4] Mevcut kurala ait 3 istisna söz konusu olup bu istisnalar Türk Borçlar Kanunu’nun 40. maddesinin 2. fıkrasınd yer verilmiştir. Şöyleki ; üçüncü kişi bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemin temsilcisi ya da temsil olunandan biri ile yapması farksız olacak idiyse hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar. Aksi takdirde yapılan hukuki işlemin hükümleri temsil olunana değil, temsilciye ait olur.[5]

Ezcümle doğrudan doğruya temsil ile yapılan hukuki işlemlerin hükmü, temsilcinin usulüne uygun yetkilendirilmesi ve dahi tüm hukuki evrelerin usulüne uygun gerçekleştirilmesi şartıyla temsilci tarafından yapılan işlem temsil olunan ad ve hesabına yapılmakla bizzat temsil olunan tarafından yapılmış gibi sonuç doğurmaktadır.

Yetkisiz Temsil:

Yukarıda da bahsedildiği üzere eğer temsil olunan temsilci yetkilendirmemesine veyahut verilen yetkinin iptal edilmesine rağmen hukuki işlem yapılmış ise yetkisiz temsil söz konusu olacaktır. Yetkisiz temsil sadece temsil yetkisi verilmediği durumlarda değil, temsil yetkisinin sınırlarının aşıldığı ve temsil yetkisinin sona ermiş ya da geri alınmış olmasına rağmen yetki devam ediyormuş gibi hareket edilmesi durumlarında da ortaya çıkar. Ayrıca verilen temsil yetkisinin geçersiz olması durumunda da yetkisiz temsil söz konusu olacaktır.[6]

Yetkisiz temsil sadece doğrudan temsil halinde ortaya çıkmakta olup dolaylı temsilde muhtevası gereği yetkisiz temsilden söz edilemez.

a-Yetkisiz Temsilin Görülme Biçimleri:

a.1–Temsil yetkisinin hiç verilmemiş olması:

Temsil yetkisinin hiç verilmemiş olması veya verilen yetkinin batıl veyahut sonradan iptal edilmek üzere baştan itibaren geçersiz olması halinde yetkinin varlığından söz edilemez. Bu durumda uygulamada genelde temsilcinin kendisini yetkili sanarak hareket etmesi sonucu vekaletsiz iş görme olarak karşımıza çıkmaktadır.

.a.1- Temsil yetkisinin sınırlarının aşılması:

Burada temsil yetkisi ile temsilciye verilen sınır hukuki işlem ile aşılmakta olup sınır aşılan kısım askıda geçersiz olmaktadır. Yetkinin sınırları dahilinde kalan kısım ise geçerliliğini korumaktadır. Bununla birlikte, hukuki işlemin bir kısmının geçersiz olması durumunda hukuki işlemin tamamı anlam ifade etmeyecekse ya da hukuki işlem kısımlara ayrılamıyorsa, TBK. m. 27/II hükmüne göre hukuki işlemin tamamını geçersiz saymak yerinde olur.[7]

a.3- Temsil yetkisinin sona ermesi veya geri alınması:

Temsil yetkisinin sona erdiğini bilen temsilci tarafından işlem yapılması halinde oluşan durumdur. Ancak istisnası kanunla düzenlenmekle birlikte temsilci yetkisinin sona erdiğini bilmiyor ve bilmesi de gerekmiyorsa  yapılan hukuki işlem geçerliliğini korur ve yetkisiz temsilden etkilenmez. Burada yetkisiz temsilin söz konusu olabilmesi için temsilcinin yetkinin sona erdiğini bilerek işlem yapması gerekmektedir.Bu sebeple eğer temsil bilgi belge ile verilmişse temsil olunan temsil yetkisinin sona ermesiyle birlikte bu belgeyi geri almalıdır. Temsil olunan tarafından belgeyi geri almak için gerekenin yapılmamış olmasına karşın, ortada yine bir yetkisiz temsil söz konusu olacaktır.

Ancak burada yetki belgesini geri almakta ihmali olan temsil olunan ya da halefleri, iyiniyetli üçüncü kişilere bir tazminat ödemekle yükümlü olacaklardır. Zira burada kusurlu sorumluluk söz konusudur ve bu sözleşme görüşmelerinden doğan bir sorumluluktur.[8]

a.4- Birlikte temsil durumunda sadece bir temsilcinin işlem yapması:

Birlikte temsilde temsil olunan birden fazla kimseye yetki vermektedir.Temsilcilere birlikte hareket etme zorunluluğu verilebileceği gibi verilmeyedebilir. Ancak birlikte hareket etme zorunluluğunun olduğu varsayımında temsilcilerin hukuki işlemi birlikte yapmaları gerekmektedir. Bu durumda eğer işlem tek bir temsilci yaparsa yetkisiz temsil söz konusu olacaktır.

a.5-Temsil yetkisinin kötüye kullanılması:

Tüm hukuki işlemlerde esas alındığı gibi temsil yetkisi de için de esas teşkil eden Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde belirtilen dürüstlük kuralına uygun kullanılmalıdır Yetkinin kötüye kullanılması halinde temsilcinin sorumlu olacaktır. Ancak temsil yetkisi kötüye kullanılarak yapılan hukuki işlemin yetkisiz temsil sayılması için, hukuki işlemin diğer tarafı olan üçüncü kişinin yetkinin kötüye kullanıldığını biliyor ya da bilmesi gerekiyor olması gerekir.[9]

[1]  REİSOĞLU, s. 150.; İNCEOĞLU, s. 47.

[2]  AKYOL, s. 158.; İNCEOĞLU, s. 47.

[3]  YAVUZ, s. 407.

[4]  UYGUR, s. 369

[5]  AKYOL, s. 39.; REİSOĞLU, s. 150.; ESENER, Turhan, Mukayeseli Hukuk Ve Hususiyle Türk – İsviçre Borçlar Hukuku Bakımından Salahiyete Müstenit Temsil, Ankara 1961, s. 115-116.

[6] Bkz.AKYOL, Şener, Türk Medeni Hukukunda Temsil, İstanbul, 2009, s. 449; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip/HATEMİ, Hüseyin/SEROZAN, Rona/ARPACI, Abdülkadir, Borçlar Hukuku Genel Hükümler I. Cilt, Borçlar Hukuku Genel Hükümler I. Cilt, 2010 Tarihli 5. Bası’ dan 6. Tıpkı Baskı, İstanbul, 2014, s. 720; SUNGURBEY, s. 9; ayrıca bkz. VON TUHR, Andreas/PETER, Hans, Allgemeiner Teil des Schweizerischen Obligationenrechts, Bd. I, 3. A., Zürich, 1979, s. 399-400; GAUCH/SCHLUEP,I, N.1373; ANTALYA , s. 400.

[7] Bkz. BELGESAY, Mustafa Reşit, Hukuki Muamelelerde Temsil, İstanbul, 1941, s. 133; AKYOL, s. 452-453.

[8] EREN, s. 448; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/HATEMİ/SEROZAN/ARPACI, s. 721

[9] Üçüncü kişi iyiniyetliyse, yani temsil yetkisinin kötüye kullanıldığını bilmiyorsa, temsil olunan sözleşme ile bağlı olmalıdır (TEKİNAY/ AKMAN/ BURCUOĞLU/ ALTOP, s. 243).