İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI
İş kazası, sigortalının işverenin otoritesi altında bulunduğu varsayılan 5510 sayılı Kanun’un 13.maddesinin 1.fıkrasındaki hallerde meydana gelen ve sigortalının hemen veya sonradan bedenen veya ruhen zarar görmesine neden olan olaydır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 3/1/g hükmünde iş kazasının tanımı yapılmıştır. Buna göre;

“İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olayı ifade eder.”
Meydana gelen bir olayın iş kazası olarak sayılabilmesi için 4 unsurun bir arada bulunması gerekir.
Zarar görenin sigortalı olması. Hizmet akdi ile çalıştırılan 4a’lılar, hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına çalışan 4b’liler ve m.5 hükmüne tabi çalışanlar da bu kapsamdadır. Buna karşın kamu idarelerinde çalışan 4c’liler vazife malullüğüne tabidir.
Sigortalının bedenen ya da ruhen bir zarara uğraması. Zararın kaza anında aniden ortaya çıkması gerekmez. Zarar, kaza neticesinde sonradan da ortaya çıkabilir. Diğer taraftan herhangi bir olayla ilgili bulunmaksızın işyerinde sigortalının kalp krizi geçirmesi veya başka bir hastalıktan ötürü yaşamını yitirmesi, iş kazası olarak kabul edilemez. Nitekim kazanın, işçinin kendi bünyesinden değil, dışsal bir etkenle istenilmeyen bir olayın aniden meydana gelmesi ile oluşması gerekir (ani olmak, aniden meydana gelmek unsuru, iş kazası ile meslek hastalığını ayırır. Meslek hastalığında belirli sürelerin geçmesi gerekir). Fakat Yargıtay’ın sigortalının işyerinde dışsal bir etken olmadan felç ve kalp krizi geçirmesini iş kazası olarak saydığı kararları mevcuttur (Y21HD., 21.11.2002, 9004/10005; (Y21HD., 30.4.2002, 2320/3639). Sigortalının kastı, bir olayın iş kazası sayılmasına engel değildir. Sigortalının kastı sadece Kurumca yapılan parasal yardımların kapsamını etkiler. Örneğin Yargıtay, bir kararında sigortalının işyerinde intihar etmesini iş kazası olarak kabul etmiştir (Y10HD., 5.7.2004, 4465/6425). Fakat doktrinde intiharın işyerinde gerçekleşti diye iş kazası olarak sayılmaması gerektiği, aksi halde iş kazası kavramının çok genişleyeceği belirtilmiştir.
5510 s. Kanunun 13.maddesinde sınırlı sayıda sayılan karinelerden birinin var olması. Bu karinelerden birinin varlığı halinde sigortalının olayın iş kazası olduğunu ispatlamasına gerek yoktur, ancak işveren aksini ispat edebilir.
İş kazasının, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelmesi. Burada meydana gelen kazanın yapılan işle ilgili olup olmadığına bakılmaz. Nitekim iş kazasının meydana gelebilmesi için sigortalının asıl işin gerçekleştirilmesi esnasında kazaya uğraması şart değildir. Örneğin; sigortalının dinlenme saatinde top oynarken ayağının burkulması, yemek yerken elini kesmesi, ücretli izinli bulunduğu sırada çalıştığı işyerindeki arkadaşlarını ziyaret ederken kaza geçirmesi. Yargıtay da bir kararında sigortalının işyerinde sarhoş çalışırken ölmesini iş kazası olarak saymıştır (Y9HD., 23.3.1992, 1991-12579/1992-3624). Olayın işyerinde meydana gelmesi, iş kazası olarak sayılması için yeterlidir. Ancak işverenin sorumluluğunun doğması için kaza ile zarar arasındaki illiyet bağının yanı sıra, yapılan işle kaza arasında da uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Kazanın işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi. Burada kaza, işyerinde veya işverenin görevlendirmesiyle işyeri dışında meydana gelebilir, yeter ki yürütülmekte olan işten kaynaklansın. Örneğin; beyaz eşya servisinde çalışan sigortalının buzdolabı tamiri için gittiği binada dengesini kaybederek düşmesi sonucunda yaralanması.
Sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle meydana gelen kazalar.
Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle aşıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen kazalar. Örneğin; sigortalının, işverence işverenin evindeki bir malzemeyi almak üzere görevlendirilmesi halinde eve gidip gelirken uğradığı kazalar iş kazası sayılacaktır. Fakat kazanın işverenin sigortalıya vermiş olduğu görevle ilgili olması gerekir. Yargıtay bir kararında görevli olarak başka bir ile giderken bindiği uçağın düşmesi sonucu sigortalının ölmesini iş kazası olarak saymıştır (Y9HD., 29.12.1981, 11284/15904).
Emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen kazalar. Yargıtay, bir kararında sigortalının süt izni süresi içerisinde işyerine gelmek üzere yolda karşıdan karşıya geçerken motorlu taşıtın çarpması sonucu ölmesini iş kazası olarak saymıştır (YHGK, 328/652, T.10.06.1983).
Sigortalının, işverence sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş ve gelişi sırasında meydana gelen kazalar. Örneğin; işyerine ait servis aracı ile sigortalıların işyerlerine ve evlerine geitirilip götürülmeleri sırasında meydana gelen trafik kazası, iş kazası olarak sayılacaktır. Yargıtay bir kararında sigortalının servis aracına binmek üzere yolun karşı tarafına geçerken uğradığı kazayı, servis aracının içinde olmadığı için iş kazası olarak saymamıştır (Y. 21.HD, 56/45, T. 01.02.199).
Zarar ile kazaya neden olan olay arasında uygun illiyet bağının olması. Bir kazanın iş kazası olmasıyla işverenin bundan sorumlu olması farklı hususlar olup işverenin sorumluluğu için uygun illiyet bağı aranır. Hem kaza ile uğranılan zarar arasında hem de sigortalının gördüğü işle kaza arasında uygun illiyet bağının olması gerekir. Kanun, iş kazasının varlığı için olayın 13.maddede sayılan durumlarda birinde meydana gelmesini yeterli görmüştür. Bu karineler sigortalılar lehinedir. Fakat yapılan işle zarar verici olay arasında uygun illiyet bağı ancak işverenin hukuki sorumluluğunun doğabilmesi bakımından aranacaktır. Mücbir sebep, 3.kişinin ağır kusuru ve sigortalının/zarar görenin ağır kusuru durumlarından birinin varlığı halinde kaza ile uğranılan zarar arasındaki illiyet bağı kopar. Dolayısıyla işçinin kusurunun bulunması, olayın sosyal güvenlik hukuku bağlamında iş kazası sayılmasına engel değildir. Yargıtay birçok kararında uygun illiyet bağını aramıştır. Örneğin bir kararında, sigortalı işyerinde sıva yaparken ayağı kaymış ve ayağında bir sıyrılma meydana gelmiştir. Bu olaydan 8 gün sonra bu kişi septisemi şoku nedeniyle böbrek yetmezliğinden ölmüştür. YGHK, olay ile ölüm arasında uygun nedensellik bağı var olduğu kanaatine ulaşmış ve iş kazası olduğunu tespit etmiştir (YHGK, 10-40/147, T. 07.03.1990). Yargıtay bir kararında işverenin sorumluluğu için kusurun şart olduğunu, ancak objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunun oldukça geniş olduğunu, öte yandan eylem ile zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesinin işvereni sorumluluktan kurtaracağını belirtmiştir (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar). Mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 54, 55 ve 56. maddeleri, iş kazasından veya meslek hastalığından dolayı zarar gören işçiye maddi ve manevi tazminat davası açma hakkını vermektedir. İşçi ölmüşse, desteğinden yoksun kalanlar da, Türk Borçlar Kanunu’nun 53, 55 ve 56. maddelerine dayanarak maddi ve manevi zararlarının tazminini isteyebilirler. “İş kazası nedeniyle işçinin ölümü halinde ana ve baba yararına maddi tazminata karar verilebilmesi için ana ve babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kısa vadeli sigorta kolundan ölüm geliri bağlanması gerekmektedir. Kendilerine gelir bağlanan ana ve babanın destekten yararlandığı varsayılmaktadır. Bu nedenle mükerrer ödemeyi önlemek için tespit edilen tazminat miktarından bağlanan gelirlerin peşin sermaye değeri düşülmelidir” (HGK 27.03.2013 gün 2012/21-1047-2013/395) aynı yönde (21.HD. 02.05.2013 gün 2012/21653-2013/8862). Anne-babaya Kurumca gelir sağlanmaması durumunda çocuklarının destek sayılıp sayılmayacağı konusunda içtihadı birleştirme kararı verilmiştir. Buna göre “Anne babanın, çocuğun haksız fiil ve/veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların anne-babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerektiği” kabul edilmiştir (YİBBGK, E.2016/5, K.2018/6, T.22.06.2018).
İş kazasına bağlanan sonuçların doğması ve bu kapsamda iş kazası nedeniyle sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi, öncelikle Kurumun zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası olduğunu kabul etmesine bağlıdır.
Bir olayın iş kazası olduğunun tespitine ilişkin davalarda Kurum ile işveren arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır.
İş kazası tutanağı, iş kazalarının ardından işverence tutulması zorunlu olan ve ispat yükümlülüğü açısından oldukça önemli olan resmi bir belgedir. Ayrıca Kuruma elektronik ortamda bildirim yapılmalıdır (hizmet akdine tabi çalışan sigortalılar bakımından en geç kazadan sonraki 3 iş günü içinde; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalı bakımından kendisi tarafından, 1 ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra 3 işgünü içinde). İş kazasını bildirmeme veya geç bildirme para cezasına tabidir.
İş kazası nedeniyle şüpheli ya da şüpheliler hakkında taksirle ölüme sebep olma nedeniyle soruşturma başlatılacaktır.
Dava, kazanın meydana geldiği yerde bulunan iş mahkemesine açılır.
İş kazalarından doğan hukuki sorumluluk nedeniyle açılacak olan maddi tazminat davaları belirsiz alacak davası olarak açılmalıdır. Davacı belirsiz alacak davasında ıslaha gerek kalmadan, yargılama aşamasında belirli hale alacağı eksik harcı ikmal ederek isteyebilir.
Manevi tazminatın bölünmezliği ilkesi uyarınca manevi tazminat davası, kısmi dava ya da belirsiz alacak davası olarak açılamaz.
5510 s. K. m.21 uyarınca Kurum, sigortalı ve yakınlarına ödediği veya ileride yapacağı ödemeler ile bağlanan gelirlerin başlangıç tarihindeki ilk peşin sermaye değerini rücu davası ile işverenden tahsil edebilir. Mahkeme, somut olay bakımından iş kazası olduğuna karar verir fakat işvereni kusurlu bulmazsa ya da illiyet bağı kesilmişse Kurum, ödenekleri sigortalıya sağlamak durumundadır fakat ardından işverene rücu edemez.
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.”
Bu maddede kaçınılmazlık ilkesine yer verilmiş olması önemlidir. Çünkü kimi durumlarda iş kazasına sebep olan olay salt işverenin kusurundan değil de fiziki olarak engellenemeyen bir sebepten kaynaklanmış olabilir. Bu tür durumlarda Kurum ile işveren zararı birlikte karşılar.
MESLEK HASTALIĞI:
Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden ötürü tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel ve ruhsal engellilik halleridir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.3/1/l hükmüne göre meslek hastalığı; “mesleki risklere maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalığı ifade eder.”
Sigortalının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun, SGK Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesi zorunludur.
4a ve m.5 kapsamındaki sigortalılar bakımından, sigortalının meslek hastalığına tutulduğunu öğrenen veya bu durum kendisine bildirilen işveren tarafından; 4b’li sigortalı bakımından ise kendisi tarafından, bu durumun öğrenildiği günden başlayarak 3 iş günü içinde, iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesi ile Kuruma bildirilmesi zorunludur.
Meslek hastalığının unsurlarından ilki sigortalı olmaktır.
Hastalığın işin yürütüm şartları yani belirli bir işin ifası sonucu ortaya çıkması gerekir. Doğrudan sigortalının mesleğiyle alakalı bir hastalık olmalıdır.
Hastalık, tekrarlanan bir sebep sonucu ve yavaş yavaş ortaya çıkmalı, belirli bir zaman parçası içinde meydana gelmelidir.
Meslek hastalığının, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinde yer alması gerekir. Hukuk sistemimizde karma usul geçerlidir. Yani hastalık, hem listede yer almak hem de ispatla meslek hastalığı sayılabilir. Listede varsa karine olarak meslek hastalığı sayılır. Listede yoksa sigortalının ispat etmesi ve Kurumun onaylamasıyla meslek hastalığı sayılabilir. Yönetmeliğe ekli cetvellerde yer almayan bir hastalık durumunda Kurum tarafından kişiye aylık bağlanmaz fakat hastalık ile iş şartları arasında illiyet bağı varsa işveren, TBK 417 vd, İSGK’dan doğan sorumluluklarından dolayı kusuru oranında sorumlu olmaya devam eder.
Meslek hastalığında İki türlü süre vardır: Maruziyet süresi ve yükümlülük süresi. Hastalığın, hastalığa neden olan işte belirli bir süre çalıştıktan sonra ortaya çıkması beklenir. Bu süreye maruziyet süresi denir. Yükümlülük süresi ise sigortalının işten ayrılması durumunda eski işinden ayrılmasıyla hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçmesi aranan azami süreyi ifade eder.
İşin niteliği ile hastalık arasında illiyet bağı olmalı.
Sigortalının bedenen veya ruhen bir zarara uğraması gerekir. Geçici veya sürekli olması fark etmez.
İş kazası ve meslek hastalığı sonucu yapılan sigorta yardımları:
Geçici iş göremezlik ödeneği (süre sınırı yoktur)
Sürekli iş göremezlik geliri (meslekte kazanma gücünün en az %10 oranında azalması gerekir. Süre sınırı yoktur.) 5510 s. K. m. 22: Ödeneğin ve gelirin indirilmesi. Sigortalının ağır kusuru, kasti hareketi, tedaviyi kabul etmemesi gibi nedenlerle söz konusu.
Maluliyet Aylığı: İş kazası veya meslek hastalığı sonucu çalışma gücünü en az %60 oranında kaybeden sigortalı, belli süre prim ödeme ve sigortalı olma durumu gerçekleşmişse aylığa hak kazanır.
Ölüm geliri: Gelir, hak sahiplerine ödenir. Hak sahipleri:
Eş (resmi nikahlı olacak, çalışıyor olabilir)
Anne – Baba
Çocuk (Çalışmamaları ve kendilerine ait gelir ve aylıklarının olmaması gerekir. Kız çocuklarda evlenme sınırı, erkek çocuklarda eğitim halinde yaş sınırı vardır.)
Evlenme Ödeneği (m.37): Evlenmeleri nedeniyle gelir ve aylıkları kesilen kız çocukları bakımından. Tek bir evlenme için alınabilir.
Cenaze Ödeneği
İş Mahkemeleri Kanunu m.3/3 uyarınca iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında arabulucuya başvurmak gerekmez.
İş Mahkemeleri Kanunun m.4 uyarınca 5510 s. K. ve diğer sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca dava açmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmak usule ilişkin bir dava şartıdır. Buna göre;
(1) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurulması zorunludur. Diğer kanunlarda öngörülen süreler saklı kalmak kaydıyla yapılan başvuruya altmış gün içinde Kurumca cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır. Kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması şarttır. Kuruma başvuruda geçirilecek süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
(2) Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dahi kanun yoluna başvurabilir. Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.