Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk hukuk sisteminde önemli bir karar vererek, manevi tazminat davalarında yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılmasını öngören kuralı iptal etmiştir. Bu karar, 25 Aralık 2024 tarihinde E.2024/29 sayılı dosyada alınmış ve 14 Mart 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Karar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasını, manevi tazminat davaları yönünden Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiş olup, iptal hükmü kararın yayımlanmasından dokuz ay sonra, yani 14 Aralık 2025 tarihinde yürürlüğe girecektir.
Bu iptal kararı, manevi tazminat davalarının doğasından kaynaklanan belirsizlikleri ve davacıların mahkemeye erişim hakkını doğrudan etkilemektedir. Manevi tazminat, bireylerin kişilik haklarının ihlali sonucu uğradıkları manevi zararları gidermek amacıyla talep edilen bir tazminat türüdür. Ancak, bu zararların somut bir hesaplama yöntemi olmaması nedeniyle hâkimlerin takdir yetkisi devreye girmekte ve bu durumda davacıları öngörülemez risklerle karşı karşıya bırakmaktadır. Bu sebeple manevi tazminat davası açarken istemsiz birtakım tereddütlerle karşılaşılmaktaydı. Karar, bu özelliğiyle hukuk devleti ilkesi, mahkemeye erişim hakkı ve temel hakların korunması açısından kritik bir noktaya ışık tutmaktadır.
İTİRAZ KONUSU KURAL: HMK MADDE 326/2
İptal edilen kural, HMK’nın 326. maddesinin ikinci fıkrasındadır: “Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır.” Bu hüküm, genel olarak tüm hukuk davalarında uygulanmakta olup davanın kısmen kabul ve kısmen ret ile sonuçlanması halinde yargılama giderlerini (harçlar, posta giderleri, keşif giderleri, bilirkişi ücretleri ve vekâlet ücretleri dahil) tarafların haklılık oranına göre dağıtmayı öngörmekteydi.
Yargılama giderleri, HMK’nın 323. maddesinde detaylı olarak sayılmıştır. Bunlar arasında en büyük önem arz edeni, vekâlet ücretidir. Zira, vekâlet ücreti yargılama giderlerinin önemli bir kısmını oluşturmakta ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca hesaplanmaktadır. Manevi tazminat davalarında, davacı talep ettiği tutarın tamamını alamayıp kısmen haklı çıktığında, reddedilen kısım için karşı tarafın vekâlet ücretini ödemek zorunda kalması, taraflar için ciddi mali yükler doğurmaktaydı. Bu durum, özellikle manevi zararın subjektif niteliğinin belirlenemezliği nedeniyle caydırıcı bir etki yaratmaktaydı. Bu durum hiç kimsenin bir başkasının çektiği elem ve kederi objektif olarak ölçmesinin mümkün olmaması, böylesine öznel bir acının neden tek taraflı bir yük gibi değerlendirildiği sorusunu akıllara getirmektedir.
GEREKÇESİ: İTİRAZIN TEMELLERİ
İtiraz başvurusu bir yerel mahkeme tarafından AYM’ye yapılmış ve kuralın manevi tazminat davaları yönünden Anayasa’nın çeşitli maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Başvuru kararında şu hususlar vurgulanmıştır:
- Hâkimin Takdir Yetkisi ve Öngörülemezlik: Manevi tazminatın miktarı, hâkimin takdirine bırakılmıştır. Borçlar Kanunu ve ilgili mevzuatta somut bir hesaplama yöntemi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacı talep ettiği tutarın ne kadarının kabul edileceğini önceden bilememektedir. Davanın kısmen ret ile sonuçlanması halinde yargılama giderlerinden sorumlu tutulması, davacıya atfedilebilecek bir kusur olmamasına rağmen cezalandırıcı niteliktedir.
- Temel Hak İhlalleri: Kural, Anayasa’nın 17. maddesindeki maddi ve manevi varlığı koruma hakkı, 20. maddesindeki özel hayata saygı hakkı, 35. maddesindeki mülkiyet hakkı ve 36. maddesindeki hak arama özgürlüğünü ihlal etmektedir. Davacı, kişilik hakkının ihlal edildiğini tespit ettirmiş olsa dahi reddedilen kısım için gider ödemek zorunda kalması hakkaniyet ilkesine aykırıdır.
- Hukuk Devleti İlkesi: Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi ve devletin temel amaçları (Madde 5), keyfiliğe izin vermeyen, belirli ve öngörülebilir kurallar gerektirir. Manevi tazminat davalarında bu öngörülebilirlik sağlanmadığından, kural Anayasa’ya aykırıdır.
Başvuru, manevi tazminatın amacı olan acıyı hafifletme işlevinin, yargılama giderleri nedeniyle tersine döndüğünü vurgulamaktadır. Örneğin, ölümlü bir trafik kazasında mirasçılar tarafından talep edilen manevi tazminat kısmen kabul edildiğinde, kazanan tarafın bile mali zarar uğraması, hukuka güveni zedelemektedir.

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
ANAYASA MAHKEMESİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ: İPTAL GEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesi, itirazı Anayasa’nın 13. (Temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması) ve 36. (Hak arama hürriyeti) maddeleri çerçevesinde incelemiştir. Kararın temel gerekçeleri şöyledir:
- Mahkemeye Erişim Hakkının Sınırlanması: Kural, manevi tazminat davasının kısmen ret ile sonuçlanması halinde davacıyı yargılama giderlerinden sorumlu tutarak, mahkemeye erişim hakkını baskı altına almaktadır. Bu sınırlama, Anayasa’nın 13. maddesine göre kanunla yapılmalı ve belirli, öngörülebilir olmalıdır. Ancak, manevi tazminatın hâkim takdirine bağlı olması nedeniyle davacı talebinin ne kadarının haklı bulunacağını öngörememektedir.
- Kanunilik Şartının Sağlanmaması: Kanunilik, sadece şekli bir varlık değil aynı zamanda keyfiliğe de izin vermeyen bir nitelik taşımaktadır. Manevi tazminatın matematiksel hesabı mümkün olmadığından hâkimin takdir yetkisi sınırsızdır. İçtihat istikrarı veya yargılama sürecindeki deliller bile bu öngörülemezliği gideremez. Davacı, talebini düşük tutarsa hak kaybı yaşamakta ya da yüksek tutarsa gider riskiyle karşılaşmaktadır.
- Özel Düzenleme Eksikliği: Manevi tazminat davalarına özgü bir yargılama gideri düzenlemesi olmaması, sınırlamanın kanunilik şartını ihlal etmektedir. Anayasa Mahkemesi, oy çokluğuyla kuralın manevi tazminat davaları yönünden iptaline karar vermiştir.
Karar, manevi tazminatın subjektif doğasını vurgulayarak, davacıların anayasal güvencelerle mahkemeye erişimini korumayı amaçlamaktadır.
KARARIN ETKİLERİ VE UYGULAMA YÖNLERİ
Bu iptal kararı, manevi tazminat davalarını kökten etkileyecektir. Öncelikle, 14 Aralık 2025’ten itibaren yürürlüğe gireceğinden dolayı bu tarihten önceki davalarda eski kural uygulanmaya devam edecektir. Ancak, derdest davalarda karar tarihi esas alınacağından, yürürlük tarihinden sonra verilen hükümlerde iptal hükmü geçerli olacaktır.
- Kısmi Kabul Durumunda Etkiler: Davanın kısmen kabul edildiği hallerde, davacı reddedilen kısım için yargılama giderlerinden (özellikle karşı vekâlet ücretinden) sorumlu tutulmayacaktır. Bu, davacıları teşvik ederek hak arama özgürlüğünü güçlendirecektir. Örneğin, bir trafik kazasında mirasçılar tarafından talep edilen 60.000 TL manevi tazminatın 30.000 TL olarak kabul edilmesi halinde, eskiden reddedilen 30.000 TL için karşı vekâlet ücreti çıkarken, artık çıkmayacaktır.
- Tamamen Ret Durumunda Durum: Karar, sadece kısmi ret hallerini kapsamakta olup, davanın tamamen reddedilmesi durumunda AAÜT’nin maktu vekâlet ücreti hükümleri (örneğin Madde 10/3) geçerli kalacaktır. Bu, davalının mağduriyetini önlemek amacıyla mantıklıdır. Yorumlarda da belirtildiği gibi, tamamen haksız davalarda karşı vekâlet ücreti devam edecektir.
- Tüketici Mahkemeleri ve Diğer Özel Durumlar: Tüketici davalarında manevi tazminat taleplerinde de benzer etkiler görülecektir. Örneğin, bir yorumda bahsedilen 4.000 TL manevi tazminat davasının tamamen reddi halinde çıkan 30.000 TL vekâlet ücretinin, iptal sonrası maktu ücretle sınırlı kalacağı tartışılmaktadır. İstinaf aşamasında karar tarihi yürürlük tarihinden sonraysa, iptal hükmü uygulanabilir.
- Pratik Örnekler ve Tartışmalar: Belgelerde yer alan örnekler, kararın haklılığını ortaya koymaktadır. Ölümlü kazalarda mirasçıların kazandıkları tazminattan fazla vekâlet ücreti ödemesi acıyı derinleştirmekteydi. Yorumlarda, derdest davalar için istinaf mahkemelerinin kendi karar tarihini esas alacağı görüşü hâkimdir. Ayrıca, vekâlet ücretinin yargılama gideri kapsamında olduğu (HMK 323/ğ) vurgulanarak, iptalin vekâlet ücretini doğrudan etkilediği belirtilmiştir.
Karar, hukukçular arasında bir tartışma yaratmıştır. Bir görüş davalı tarafın mağduriyetini artırabileceğini savunurken, diğer görüş ise adaleti güçlendirdiğini düşünmektedir. Kanun koyucu, yürürlük tarihine kadar özel bir düzenleme yapabilir.
Anayasa Mahkemesi bu kararı, manevi tazminat davalarında öngörülemezlik sorununu gidermeyi hedefleyerek, hak arama özgürlüğünü ve hukuk devleti ilkesini pekiştirmektedir. Davacıların mali risk korkusu olmadan mahkemeye başvurabilmesini sağlayacak olan iptal, Türk hukukunda adil yargılama ilkelerine katkı sunmaktadır. Ancak, tamamen ret hallerinde maktu vekâlet ücretinin devam etmesi, dengeli bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Bu karar, manevi zararların korunmasında önemli bir adım olarak gelecekteki içtihatlara da şüphesiz yön verecektir.
Stj. Av. Beyza Altın