Vergi Davaları

2021-03-17T17:11:06+00:00 17 Mart 2021|

GİRİŞ

Vergi Hukukundan kaynaklanan davaları; vergi mahkemelerinde görülen davalar ve Ceza mahkemelerinde görülen davalar şeklinde ayırabiliriz. Ceza Mahkemelerinde görülen davalar, vergi kaçakçılığı suçlarından kaynaklanmaktadır. Konu itibari ile bu yazımızda; vergi mahkemelerinde  görülen davalara ilişkin uygulamada faydalı olacak bilgilere  değineceğiz.

DAVAYA HAZIRLIK

Davayı açmadan evvel, defter ve belgeler üzerinde inceleme ve hesaplama yapılırken mali müşavir ve bu alanla ilgilenen  bir avukattan  danışmanlık hizmeti  almak büyük önem arz etmektedir. Mükellefin vergi beyannamesi düzenlemesi ile vergiye esas oluşturan matrah belirlenmektedir.  Örneğin; iş yapıldığı halde faturalandırılmaması halinde matrah farkı ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan bu matrah farkının ödenmemesi halinde bir kat vergi ziyaı yaptırımı uygulanıp düzenlenmeyen belgeler için özel usulsüzlük cezası kesilir. Aynı şekilde örneğin; sahte fatura veyahut halk arasında da naylon fatura olarak bilinen içeriği yanıltıcı faturanın düzenlenmesi halinde vergi ziyaı cezası üç kat olarak uygulanmakta ve usulsüzlük cezası kesilmektedir. Bu fillerin bir diğer yaptırımı da mükellef hakkında vergi suçu raporu hazırlanması ile ceza davası açılmasıdır. Mükellef kendisine ceza yaptırımı uygulanmadan evvel tarhiyat öncesi uzlaşma talep edebilmektedir. Bu aşamada tarhiyat öncesi inceleme raporu düzenlenmektedir.  Bu rapor mükellefe tebliğ edilir. Bu rapor üzerine uzlaşma sağlanması halinde vergi ceza ihbarnamesi düzenlenmez.  Uzlaşılmadığı  takdirde mükellef  ya süresinde dava açmalı  ya da vergi borcunu ödemelidir. Ancak burada önemle belirtmek gerekir ki vergi ziyaı cezalarının bir kat uygulandığı hallerde mükellef; uzlaşma, yapılandırma gibi lehine işlemlerden faydalanabiliyorken, vergi ziyaı cezalarının üç kat uygulandığı hallerde mükellef; ceza yargılaması ile karşı karşıya kalması dışında uzlaştırma, yapılandırma ve af kanunlarından faydalanamamaktadır. Burada çok tartışmalı olan bir hususa değinmek gerekir. Hukukun genel normlarından “Non bis in idem”; aynı fiilden kaynaklı iki ayrı cezalandırmanın yasak olması anlamına gelmektedir. Bu ilkeye ters düşecek uygulamalar maalesef hukukumuzda mevcuttur. Örneğin; Türkiye ile benzer yaptırımlar uygulayan Finlandiya mahkeme kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından incelenmiş ve non bis in idem kuralının ihlal edildiğine hükmetmiştir.

DAVA

Vergi Hukukundan kaynaklı davalarda temel olarak; 213 s. Vergi Usul Kanunu  ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun’undan faydalanılmaktadır. Vergi Usul Kanun’unda hüküm bulunmadığı takdirde İdari Yargılama Usul Kanun’una bakmak gerekir. Dava; vergi ceza ihbarnamesine karşı açılmaktadır.  Kesinlik arz etmediğinden vergi inceleme raporuna karşı dava açılamaz. HMK’dan da bilinen dava dilekçesinde bulunması gerekenlerin yanı sıra yazılı bildirim tarihi de dava dilekçesine yazılmalıdır. Mükellefi ticari hayatında sıkıntıya düşürecek uygulamada kara listeye alınma olarak da bilinen özel işlemlere tabi tutma işlemleri mükellefe bildirilmemektedir. Bu gibi hallerde mükellef yazılı bildirimi öğrendiği tarihten itibaren  30 gün içinde dava açmalıdır. Bilindiği üzere vergi mahkemelerinde yazılı usul uygulanmaktadır. Vergi Mahkemesi ilk incelemeyi tamamladıktan sonra dava dilekçesini idari işlemi tesis eden vergi dairesine tebliğ eder. Böylece dilekçeler aşaması başlamış olur. Vergi dairesinin savunma dilekçesi vermesi, savunmaya cevap ve ikinci savunma şeklindeki aşamaların tamamlanmasıyla  dilekçeler  aşaması sona erer.  Aynı dava dilekçesi ile sadece aynı yıl ve aynı vergi türüne ilişkin dava açılmaktadır.  Örneğin; 2020 yılının kdv’si ve 2021 yılının kdv’si aynı davada görülemez.  Kural olarak dosya üzerinden karar verilse de talep halinde duruşma yapılmak zorundadır. Duruşma yapılmadan 30 gün evvel taraflara duruşma günü tebliğ edilmelidir. Tarafların gelmemesi halinde duruşma açılmaz. Gelen taraf dinlenir. Vergi Mahkemelerinde yapılan yargılamalarda re’sen araştırma ilkesinin uygulanması sebebi ile iddiaların genişletilmesi mümkündür. Vergi mahkemelerindeki  yargıçların büyük bir kısmının hukukçu olmaması ve konunun teknik olarak uzmanı olması sebebi ile diğer yargı kollarındaki uygulamaların aksine  bilirkişiye  kural olarak gidilmez. Duruşma yapıldığı takdirde Kanun’dan kaynaklı olarak 15 gün içinde vergi mahkemesi  karar vermelidir.

Son olarak 306 s. VUK genel tebliğinden bahsetmek gerekir.  Bahse konu genel tebliğ; Vergi müfettişlerinin değerlendirmelerine fazlaca önem atfetmektedir. Örneğin; vergi müfettişi; mükellefin, sahte faturayı veya yanıltıcı içerikteki  faturayı bilmeyerek oluşturduğuna ikna olması halinde  bir kat vergi ziyaı  cezası uygulamaya karar verebilir. Bu da  uzlaştırma , af gibi hükümlerin uygulanmasının yolunu açar. Ancak müfettiş, mükellefin bilerek sahte fatura kullandığına inanması halinde, üç kat vergi ziyaı cezası uygulanmasına karar verebilmektedir.  Bu durumda mükellef ceza yargılaması ile karşı karşıya kalacak, uzlaştırma ve af hükümlerinden faydalanamayacaktır. Görüldüğü gibi bahse konu genel tebliğ, teknik olarak Kanuna aykırı hususlar içermektedir.

Vergi ceza ihbarnamesine karşı açılan dava;

Mükellefe, Gelir İdaresi Vergi Başkanlığına bağlı e -tebligat üzerinden vergi ceza ihbarnamesi tebliğ edilir. Tarhiyat sonrası uzlaşma usulü uygulanarak 30 gün içinde  faiziyle  birlikte  vergi cezasının  ödenmesi  halinde dava yolu kapanır. Uzlaşılmaması halinde ise 15 gün içinde  dava açılmalıdır.  Bu şekilde vergi ceza ihbarnamesine karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulması talep edilememektedir. Tahsil işleri ise kanundan kaynaklı olarak kendiliğinden durur.

Ödeme emrine karşı açılan dava;

Burada yukarıda bahsettiğimiz temel iki kanuna ek olarak Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri devreye girmektedir. Ödeme emrinin mükellefe tebliğinden itibaren 15 gün içinde idari işlemin yapıldığı vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesine dava açılmalıdır. Vergi ceza ihbarnamesine karşı açılan davadan farklı olarak; tahsil işlemleri kendiliğinden durmaz. Muhakkak yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. AATUHK’nun 58. Maddesine göre; açılan davada mahkemece verginin kaynağı nedir bakılması gerekmektedir.

Mükellefin ihtirazi kayıtla vergi borcunu ödeyerek dava açması;

Mükellefin, dava ve itiraz haklarından vazgeçmeyerek vergi borcunu ödemesi halinde bu davayı açması mümkündür. İşlemin durdurulması, iptali ve iadesi için 30 gün içinde dava açılmalıdır. İYUK 27.maddesine göre; ihtirazi kayıtlarla verilen beyanlarda yürütmenin durdurulması talep edilebilmektedir.  Bu davada üç husus ileri sürülebilir. Mükellef; borcun olmadığını,  kısmen ödendiğini ya da zaman aşımına uğradığını ileri sürebilir. Dava sonunda vergi mahkemesinin davanın reddine karar vermesi halinde  haksız çıkma zammı olarak dava değerinin yüzde 10’u mükellefe yükletilmektedir.

 

Dava açma süresi geçtiği halde vergi hatalarından kaynaklı olarak açılabilen davalar;

Geriye dönük olarak 5 yıl içinde vergi hatalarını düzeltmek için şikayet yolu kullanılabilmektedir. Kural olarak mükellef  kendi beyan ettiği matrahlara dayanarak dava açamaz ancak hatalı işlemler  bunun dışında yer almaktadır. Ancak bu yol Yargı içtihatları  ile çok sınırlı bir şekilde uygulanmaktadır. Haksız yere fazla vergi alınması  ya da ödenmesi, hesaplama hataları, mükerrer vergilendirme gibi hataların varlığı halinde ilgili memurdan düzeltme talebinde bulunulabilir. İdarenin talebi doğrudan reddetmesi veya  60 gün sessiz kalarak zımnen reddetmesi halinde; şikayet yolu ile Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvuru yapılmalıdır. Doğrudan dava açılması halinde ise vergi mahkemesi ilk incelemede idari merci  tecavüzünü engellemek adına talebin, Gelir İdaresi Başkanlığı’na gönderilmesi kararı verilir. Hatalı vergilendirme işlemini düzeltmeyi reddedenin Belediye olması durumunda Belediye Başkanlığı’na üst merci  olarak başvurulmalıdır.

İSTİNAF/ TEMYİZ AŞAMASI

Vergi mahkemelerinin kararları, belli parasal sınırları aşması halinde üç kademeli  irdelenmektedir. İlk derece vergi mahkemesinin  parasal sınırı 7.000 TL altında  olan davalarda verdiği kararlar kesin hüküm teşkil eder. Bölge İdare Mahkemesince verilen kararlarda parasal sınırın 2021 yılı için 192 bin TL’yi geçmesi halinde Danıştay’a temyiz başvurusu yapılabilmektedir. Burada önemle belirtmek gerekir ki; Danıştay’ın kararı bozması halinde dava dosyası yerel mahkemeye değil, Bölge İdare Mahkemesi’ne gidecektir. Bir diğer önemli husus ise Anayasa 125/4 maddesi gereği Danıştay yerindelik denetimi yapamaz. Danıştay ancak işlemin hukuka uygun olup olmadığına karar verebilmektedir. Danıştay’ın; idarenin takdir yetkisini kaldırma veya doğrudan idare yerine geçerek karar verme yetkisi bulunmamaktadır.

 

Av. Şirin GÜNGÖR

Hemen Arayın
Whatsapp