Yazımızın içeriği ve kapsamı bu sorunun cevabını kendimizce verebilmek üzerine olacaktır. Aile şirketi denilen kavram, yöneticileri ve hak sahiplerinin arasında kan bağı bulunan insanların çoğunlukta ve etkili olduğu şirketlerin genelini anlatmak için kullanılmaktadır. Dünya’da ve ülkemizde çokça örneğine rastlanılan aile şirketlerinin makro ve mikro anlamda ekonomiye katkısı ise oldukça fazladır. Ülkemizde anonim şirketlerin %94’ünün aile şirketi niteliğini haiz olduğu verisi çarpıcı bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Aile şirketlerinin devamlılığını etkileyen birden fazla faktör olması sebebiyle bu soruya yanıt vermek için disipliner arası bir yaklaşım sergilemek gerekecektir. Zira insanların birbirleriyle etkileşiminin olumlu olduğu kadar olumsuz sonuçlarının da kaçınılmaz olacağı psikolojinin abc’sini oluşturmaktadır. Örneğin birbiriyle çok iyi geçinen, dayanışma ve uyum içerisinde hareket edebilen akrabaların/kardeşlerin yönettiği şirketlerde 1-2 yıl içerisinde şirket gelirlerinin 20-30 kat arttığı, tam aksine 3-4 kuşaktır devam eden, bulunduğu ülke ekonomisinin neredeyse %30’una etki edebilen şirketlerin, birbirleriyle geçimsiz, kanlı-bıçaklı diye tabir edilen tarzda akraba ilişkileri sonucunda yok olduğu da kayıtlara geçen gerçekliktir. Bu vb. nedenlerle, kişilerin etkisini minimuma indirmek, aile şirketlerinin devamlılığını sağlamak hususunda dünyada ve ülkemizde farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ülkemizde pozitif hukukta aile şirketi kavramına yer verilmediğinden daha çok ltd yahu a.ş ‘lerle aile şirketi konsepti sürdürülmektedir. Aile anayasası şeklinde genellikle ailenin kurucularının belirlediği, ardından gelen mirasçıların reşit olma yaşına geldiklerinde kendilerine iletilen aile anayasası şeklinde düzenlenen metinlerle bu hususun düzenlendiği ülkeler dünya’da mevcuttur. Fakat insanlar tarafından düzenlenmesi, toplumdan topluma değişiklik göstermesi, ekonomik-politik-siyasi-kültürel özelliklerin her toplulukta farklı farklı ortaya çıkmasının neticesi olarak Evrensel bir metinden bu anlamda ilkeleri belirleme bazında olsa dahi bahsetmek mümkün olmayacaktır. Hukuk, insanlar kendisine değer atfettiği, güçlü olanların kurallara uymayı hem benimseyip hem savunduğu, bu şekilde bir geleneğin ait olunan toplulukta olağan davranış kalıbı olarak yerleştiği düzenlerde refah, çözüm ve ilerleme getirir. Aksi halde iktidarı oluşturan güce sahip olan insanların zulmederken kullandıkları birkaç aparattan birisi olmaktan öteye geçemez. Bu bağlamda aile anayasasını düzenleyen kurucu kişi, demokratik ve akılcı yapıda birisiyse ve dahi o aileyi oluşturan aile bireylerinin değerleri ve inanışları, kurucu kişinin inanış ve değerleriyle örtüşüyorsa oluşturulan aile anayasası bir anlam kazanıcak ve aile şirketinin devamlılığına katkı sağlayacak aksi takdirde geceden sabaha değiştirilen kağıt parçası olmaktan öteye gidemeyecektir. Sistem tasarımı olarak yaklaşıldığında aile anayasalarının durumu aile vakıflarından pekte farklı değildir. Her iki çözüm yolunda da varılmak istenen hedef, aile şirketi olarak belirli bir ekonomik büyüklüğe ulaşan yapının yahut tüzel kişiliğin yahut firmanın kişilerden ayrıştırılarak devamlılığını sağlamak, büyümesini hedeflemek ve yok olmasını engellemektir. Bu nihai hedefi sağlamanın yolu aile anayasası yahut aile vakfı gibi sistemsel tasarımlarla değil, insanın özüne ve ruhuna dokunan, psikolojisini yönlendirebilen ve yönetebilen etkili iletişim, şirket içi edinilen değerlerin adil paylaşımı, alanında uzman kişilere şirketin faaliyet konusuyla uyumlu olmak kaydıyla yavaş yavaş şirketin devri ve işlemlerde yalnızca kar payı almak suretiyle operasyondan aile bireylerinin zamanla tasfiye edilmesiyle mümkün olur. Aksi takdirde aile içinde yaşanılan tüm sıkıntılar, örneğin bazı aile üyelerinin kayırılması, kimi aile üyelerine aile reisi tarafından sınırsızca yatırım yapılırken diğerlerine yapılmaması gibi, aile reisinin izanına ve adalet anlayışına kalır.
Neticeten sistemsel tasarımlarla insanın özü ve bu öze etki eden diğer disiplinler dışlanarak disiplinler arası yanıt gerektiren bu soruya cevap aramaya kalkmak yüzeysel bir çabadan öteye geçmeyecektir.
Av. Bilal PEKCAN