Son yıllarda Türkiye’de sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları alarm verici boyutlara ulaşmış durumdadır. Hasta veya hasta yakınlarının öfke patlamaları, acil servislerdeki yoğunluk ya da iletişim kopuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkan bu saldırılar yalnızca bireysel trajedilere yol açmamakta; aynı zamanda sağlık hizmetinin sürekliliğini, niteliğini ve güvenliğini doğrudan tehdit ederek sağlık sisteminin temel taşlarını sarsmakta, çalışanların mesleki motivasyonunu ve çalışma barışını ciddi biçimde zedelemektedir.

İŞ KAZASI KAVRAMI: ULUSLARARASI VE ULUSAL TANIMLAR

İş kazası kavramı, uluslararası kuruluşlar tarafından benzer unsurlarla tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iş kazasını “önceden planlanmamış, beklenmedik bir olay” olarak niteler ve bu olayın yaralanmaya, ekipman hasarına veya üretimin durmasına yol açabileceğini belirtir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise vurguyu “belirli bir zarar veya yaralanmaya neden olan beklenmedik olay” üzerinde yapar.

Her iki tanım da ortak noktalarda buluşmaktadır. Olayın önceden öngörülememesi, beklenmedik nitelikte olması ve kişiye veya mala zarar vermesi şeklinde ana hatlarıyla tanımlanabilir. Zarar, bedensel yaralanma, sakatlık veya ölümle sınırlı kalmayıp ruhsal travmaları da kapsayabilir. Ölümcül kazalar bir yıl içinde ölüme yol açanlar olarak ayrılırken, ölümcül olmayanlar ise genellikle en az dört gün iş göremezlik yaratan olaylar olarak istatistiklere yansımaktadır. Bu olaylar, mağdur ve ailesi üzerinde derin maddi ve manevi izler bırakarak kalıcı sakatlık, meslekten uzaklaşma veya kariyer değişikliği gibi sonuçlar doğurma potansiyeline sahiptir.

Türkiye’de iş kazası, başta 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu olmak üzere çeşitli mevzuatla düzenlenmiştir. Kanunun 3. maddesinde iş kazası, “işyerinde veya işin yürütülmesi sebebiyle meydana gelen, ölüme veya vücut bütünlüğünün ruhen ya da bedenen bozulmasına yol açan olay” olarak tanımlanır. Benzer şekilde, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesi iş kazasını, “sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hale getiren olay” şeklinde ifade eder ve şu halleri sayar:

  • Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,

  • İşveren tarafından yürütülen iş sebebiyle (bağımsız çalışanlar için kendileri dahil),

  • Görevle işyeri dışında geçirilen zamanlarda,

  • Emziren kadın sigortalılar için süt verme aralarında,

  • İşverence sağlanan taşıtla işe gidiş geliş sırasında.

Bu düzenlemeler, iş kazasının temel unsurlarını ortaya koymaktadır. Sigortalının işveren otoritesi altında olması ve olayın ani ve dış etkenli şekilde gerçekleşmesi bu unsurların başında gelir. Özellikle işyerinde meydana gelen olaylar, doğrudan iş kazası kapsamına girmektedir.

SAĞLIK ÇALIŞANLARININ HUKUKİ STATÜSÜ VE ŞİDDETİN İŞ KAZASI NİTELİĞİ

Sağlık sektörü, kamu ve özel sektör olarak ikiye ayrılır. Özel sektörde çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında “işçi”, kamu sektöründe çalışanlar ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu uyarınca “memur” veya “sözleşmeli personel” statüsündedir. Her iki durumda da sağlık çalışanları, emeklerini bir işverene (özel hastane yönetimi veya Devlet) tahsis eder ve karşılığında ücret alır. Görev yeri ise hastanedir; yani işyeri hastane binası ve çevresidir.

Bu çerçevede, sağlık personelinin hasta tedavisi gibi asli görevleri sırasında hasta veya yakınlarından gelen ani bir fiziksel saldırı tüm unsurları taşımaktadır. Olay işyerinde gerçekleşir, işin yürütülmesiyle doğrudan bağlantılıdır (tedavi süreci), dış etkenlidir (üçüncü kişilerin saldırısı) ve bedensel veya ruhsal zarara yol açar. Dolayısıyla sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, iş kazası olarak nitelendirilmelidir.

Bu görüş uygulamada da destek bulmaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilgili yazıları ile Türk Tabipleri Birliği’nin başvuruları doğrultusunda, şiddet olaylarında “Beyaz Kod” bildirimi yapılmış olsa dahi ayrıca iş kazası bildirimi yapılması gerektiği vurgulanmıştır. İşverenin (kamu veya özel kurum), olayı üç iş günü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu bildirim, mağdur personelin sosyal güvenlik haklarından (tedavi masrafları, gelir kaybı tazminatı vb.) yararlanmasını sağlar.

ŞİDDET İŞ KAZASIDIR VE ÖNLENMESİ ZORUNLUDUR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, yalnızca ceza hukuku kapsamında ele alınacak bir sorun değil; aynı zamanda iş sağlığı ve güvenliği meselesidir. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi ve 6331 sayılı Kanun’un genel ilkeleri ışığında, görev sırasında uğranılan saldırılar açıkça iş kazası kapsamındadır. Bu kabul, işverenlere daha etkili önleyici tedbirler alma (güvenlik personeli artırımı, risk analizi, eğitim) yükümlülüğü getirirken, mağdurlara da yasal koruma sağlamaktadır.

Şiddetin önlenmesine yönelik çözüm arayışları, geçici ve tepkisel önlemlerle sınırlı kalmamalı; bütüncül ve sürdürülebilir bir yaklaşım benimsenmelidir. Bu kapsamda hastane yönetimlerinin düzenli risk analizleri yapması, güvenlik protokollerini güncellemesi ve kolluk kuvvetleriyle etkin bir iş birliği mekanizması kurması zorunluluk arz etmektedir. Bununla birlikte, sağlıkta şiddetin normalleştirilmesinin önüne geçilmesi için toplumsal farkındalığın artırılması ve caydırıcı hukuki düzenlemelerin etkin biçimde uygulanması büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki sağlık çalışanları, insan hayatını koruma görevini yerine getirirken çoğu zaman kendi can güvenliklerini tehlikeye atmaktadır. Bu nedenle görev sırasında maruz kalınan şiddet olgularının iş kazası olarak tanınması ve bu risklerin en aza indirilmesine yönelik yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi hem çalışanların haklarının korunması hem de sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından kaçınılmazdır.

Stj. Av. Beyza Altın